Bazı coğrafyalar vardır ki haritalarda çizilen çizgilerden ibaret değildir. Ege ve Doğu Akdeniz de böyledir. Burada denizin üzerinde görülen her hareket, ufkun gerisinde saklanan daha büyük hesapların habercisi olabilir.
Bugün bölgede yaşanan gelişmeler yalnızca askeri faaliyetler olarak okunamaz. Çünkü mesele silahların sayısından çok, bu silahların hangi niyetle konuşlandırıldığıdır. Tarih bize göstermiştir ki güç dengelerinin değiştiği dönemlerde söylemler de sertleşir.
Türkiye’nin bulunduğu coğrafya, asırlardır küresel rekabetlerin merkezinde yer almıştır. Bu sebeple denizlerdeki haklarımızı savunmak yalnızca teknik bir mesele değildir. Bu aynı zamanda siyasi iradenin, milli hafızanın ve devlet aklının meselesidir.
Doğu Akdeniz’de enerji hatları, ticaret yolları ve güvenlik denklemleri iç içe geçmiştir. Kıbrıs ise bu tablonun merkezinde duran stratejik bir kavşaktır. Bu nedenle bölgede yaşanan hiçbir gelişme birbirinden bağımsız değildir.
Devletlerin büyüklüğü yalnızca sahip oldukları güçle ölçülmez. Haklarını hangi kararlılıkla savundukları da aynı derecede önem taşır. Türkiye bugün bu kararlılığı ortaya koymaktadır.
Bölgesel gerilimlerin arttığı bir dönemde soğukkanlılık kadar hazırlıklı olmak da önemlidir. Diplomasi ile caydırıcılık birlikte yürütüldüğünde milli menfaatlerin korunması mümkün olur.
Denizlerdeki ufuk çizgisine bakarken yalnızca bugünü değil yarını da görmek gerekir. Çünkü strateji, görünenin ötesindeki ihtimalleri okuyabilme sanatıdır.