Eski AK Parti ileri geleni aşağı yukarı şunları yazmış...
Okuyan herkes anlar ki...
Mevzuu İmamoğlu...
xxx
Efendim…
İktidar koridorlarında dolaşan bir kanaat var. Sessiz ama kendinden emin.
“Hallettik sayılır…” hissi.
İşte en büyük yanılgı tam da burada başlıyor.
Geçmişten bir örnek alınıyor, bugüne şablon yapılıyor.
“Yıllarca içeride kaldı, ne değişti ki?” deniliyor.
Ama siyaset, fotokopi makinesi değildir.
Her dosya ayrı kağıttır, ayrı mürekkeptir.
Eskiden birilerinin arkasında duran kalabalıklar…
Rüzgârın yönüne göre saf değiştiren cinstendi.
Bir işaret geldi mi dağılır, bir talimat geldi mi susardı.
Bugün öyle değil.
Bugün siz bastırdıkça büyüyen,
Geri ittikçe kök salan bir tablo var.
Kendi elinizle bir hikâye yazıyorsunuz.
Üstelik doğal akışında…
Zorlayarak değil, besleyerek.
Sıfırladığınızı sanırsınız.
Ama sıfır dediğiniz şey aslında bekleme odasıdır.
Orada bekleyen bozulmaz.
Asıl mesele, bekleyen değil…
Beklettiğini zannedenin dayanma süresidir.
Çünkü güç, sabit durmaz.
Ya artar ya eksilir.
Ve ilk kez…
Saat sizin lehinize işlemiyor olabilir.
Xxx
Bir başka tuhaflık daha var.
Ortada öyle “dokunulmaz”, “yenilmez” bir profil de yok aslında.
Hatta normal şartlarda toplumun büyük kısmının mesafe koyacağı bir figür.
Ama siz…
Onun önüne engel koydukça,
Yoluna taş döşüyorsunuz.
Farkında olmadan vitrinini parlatıyorsunuz.
Siyasette en tehlikeli şey budur:
Rakibi kendi elinle büyütmek.
Xxx
Geçmişte yapılan hatalar vardı.
Büyük dalgalar yarattı ama zamanla sönümlendi.
Yaralar açıldı ama kabuk tuttu.
Bu seferki öyle durmuyor.
Bu, kontrol edilebilir bir hasar gibi değil.
Daha çok zincirleme reaksiyon gibi…
Başlayınca durdurması zor.
Xxx
Bir de toplum meselesi var…
Yıllar önce tanıdığınız seçmen ile bugünkü aynı değil.
Aradan geçen zaman sadece takvim yapraklarını değil, refleksleri de değiştirdi.
Artık daha hızlı tepki veren,
Daha fazla sorgulayan,
Daha az ikna olan bir kitle var.
Eski alışkanlıklarla yeni toplumu okumaya kalkarsanız…
Yanılırsınız.
Xxx
Hâlâ vakit var mı?
Belki.
Ama pencere daralıyor.
Böyle dönemlerde en pahalı şey hatanın kendisi değil…
Hatanın geç fark edilmesidir.
Sandık günü geldiğinde kimse uzun uzun izah dinlemez.
Fatura kesilir, verilir.
Bugün susulan şeyler,
Yarın anlatılmak zorunda kalınır.
Ama iş işten geçtikten sonra anlatılan her şey…
Sadece “geç kalmış açıklama” olur.
Benden söylemesi.