Önceki dönem milletvekillerinden, Parlamenter Gazeteci ve Yazarlar Birliği Başkanı İbrahim Aydemir, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos 2026’da imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması ile 2020’de başlayan İbrahim Anlaşmaları sürecini karşılaştırarak bölgedeki ittifak arayışlarının yeni bir aşamaya ulaştığını değerlendirdi.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan liderlerinin Mekke’de imzaladığı anlaşma, taraflardan birine yönelik silahlı saldırının üç ülkeye yönelmiş kabul edilmesi esasına dayanıyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da bu hükmün teknik açıdan NATO’nun 5. maddesindeki kolektif savunma yaklaşımıyla benzerlik taşıdığını, verilecek desteğin şartlara göre belirleneceğini açıkladı. Anlaşmanın koordinasyonu için bakanlar düzeyinde mekanizma ve Suudi Arabistan merkezli bir genel sekreterlik kurulması öngörülüyor. (AP News?)
Aydemir, bu yapının ortaya çıkışında son yıllarda ağırlaşan bölgesel güvenlik şartlarının etkili olduğunu ifade etti. Suudi Arabistan ile Pakistan’ın 17 Eylül 2025’te imzaladığı Stratejik Karşılıklı Savunma Anlaşması’nın bugünkü üçlü yapının önemli basamaklarından birini oluşturduğunu hatırlatan Aydemir, Türkiye’nin katılımıyla savunma sanayii, askerî kapasite ve ekonomik güç bakımından farklı imkânların aynı zeminde buluştuğunu kaydetti.
İKİ FARKLI BÖLGESEL YAKLAŞIM
Aydemir, 15 Eylül 2020’de İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn arasında başlayan İbrahim Anlaşmaları sürecinin diplomatik tanıma, ticaret, ulaşım ve ekonomik ilişkiler üzerinden ilerlediğini söyledi. ABD arabuluculuğunda oluşan süreç daha sonra bölgedeki farklı aktörlere doğru genişleyen bir normalleşme zemini meydana getirdi.
Mekke’de ortaya çıkan yapının ise doğrudan güvenlik ve caydırıcılık ekseninde biçimlendiğini belirten Aydemir, “Burada bölgenin kendi güvenlik kapasitesini daha fazla sahiplenme iradesi görülüyor. Türkiye’nin gelişmiş savunma sanayii, Suudi Arabistan’ın ekonomik kapasitesi ve Pakistan’ın güçlü askerî altyapısı ciddi bir tamamlayıcılık oluşturuyor” değerlendirmesinde bulundu.
Pakistan’ın nükleer kapasitesinin anlaşmaya ayrı bir stratejik ağırlık kazandırdığını söyleyen Aydemir, bunun otomatik biçimde nükleer güvence anlamına geldiği şeklindeki yorumlarda ihtiyatlı davranılması gerektiğinin altını çizdi. 2025 tarihli Suudi Arabistan-Pakistan savunma metninde nükleer silahlara ilişkin açık bir hüküm bulunmuyor.
TÜRKİYE’NİN KONUMU
Aydemir, Türkiye’nin NATO üyeliği ile yeni bölgesel savunma düzenlemesinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade ederek, Mekke Anlaşması’nın Ankara’nın mevcut uluslararası yükümlülüklerini ortadan kaldıran bir çerçeve taşımadığını kaydetti.
Anlaşmanın herhangi bir ülkeyi hedef göstermediğine ilişkin açıklamalara işaret eden Aydemir, bu hususun özellikle İran başta olmak üzere bölge ülkeleriyle ilişkiler açısından önem taşıdığını belirtti. Dışişleri Bakanı Fidan da 8 Ağustos’ta yaptığı açıklamada paktın İran’a veya başka bir devlete karşı kurulmadığını bildirdi. (AP News?)
Aydemir, savunma sanayii projeleri, istihbarat koordinasyonu, müşterek tatbikatlar ve enerji yollarının güvenliğinin anlaşmanın sahadaki değerini belirleyecek başlıklar olacağını söyledi.
“Bir anlaşmanın gerçek ağırlığını imza töreninden sonraki kurumsallaşma ortaya koyar” diyen Aydemir, kurulacak mekanizmaların işlerlik kazanması hâlinde Mekke Anlaşması’nın üç ülkeyi aşan bir bölgesel güvenlik modeline dönüşebileceğini değerlendirdi. Mısır’ın gelecekte katılım ihtimalinin Türk yetkililer tarafından gündeme getirilmesi de genişleme seçeneğinin açık tutulduğunu gösteriyor.
Aydemir, Orta Doğu’da ekonomik normalleşme ile güvenlik temelli bölgesel sahiplenmenin bundan sonraki dönemde yan yana ilerleyebileceğini, Türkiye’nin ise diplomatik kapasitesi, askerî gücü ve savunma sanayii birikimiyle bu yeni denklemde belirleyici ülkeler arasında yer aldığını ifade etti.